Görevi Kötüye Kullanma Suçu | TCK 257 Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Cezası | Görevi Kötüye Kullanma Beraat

Hukuka Dair Her Şey

Görevi Kötüye Kullanma Suçu | TCK 257 Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Cezası | Görevi Kötüye Kullanma Beraat

Ocak 3, 2021 Ceza Hukuku 0

Görevi kötüye kullanma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde düzenlenmiştir. Görevi kötüye kullanma suçunun cezası, görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle işlenmesi halinde altı aydan iki yıla kadar hapis cezası, görevin gereklerini yapmakta ihmal yahut gecikme göstermek suretiyle işlenmesi halinde üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Görevi kötüye kullanma beraat kararı verilebilmesi için somut olayda suçun unsurlarında eksiklik bulunması gerekir.

Türk Ceza Kanunu’na direkt olarak ulaşmak için tıklayınız.

Görevi Kötüye Kullanma Suçu Nedir?

Görevi kötüye kullanma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Millete ve Devlete Karşı İşlenen Suçlar başlıklı dördüncü kısmının Kamu İdaresinin Güvenirliliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar başlıklı birinci bölümünde düzenlenmiştir. Ceza Hukuku dahilindedir.

(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2010 RG NO: 27790 KANUN NO: 6086/1) menfaat sağlayan kamu görevlisi, (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2010 RG NO: 27790 KANUN NO: 6086/1) altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2010 RG NO: 27790 KANUN NO: 6086/1) menfaat sağlayan kamu görevlisi, (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2010 RG NO: 27790 KANUN NO: 6086/1) üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Türk Ceza Kanunu madde 257
Görevi kötüye kullanma suçu
Görevi kötüye kullanma suçu nedir?

Kişilerin mağduriyeti ve kamu zararı gibi durumların neticelenmesini önlemek amaçlanmıştır. Bununla birlikte, bireylerin maddi ve manevi zarara uğramama menfaatleri de korunmaktadır. Görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisi tarafından işlenebilen özgü bir suçtur. Suçu işleyen kişi kamusal faaliyette bulunmalıdır. Bu noktada, kamusal faaliyete katılan yani genel idare esasları altında yürütülen faaliyetler aklımıza gelir. Burada önemli olan husus, kişinin kamu gücü erkini kullanarak yaptığı faaliyetin ilgili zararlara sebep olup olmadığıdır. Dolayısıyla bu suç kamu görevlisi bakımından özgü suç olarak kamu görevlisince işlenebilir. Örnek vermek gerekirse, özel hastanedeki doktor bu suçu işleyemez. Tabii ki özel hastanedeki doktorun kendi mevzuatına göre işlediği suçlar bakımından kamu görevlisi gibi cezalandırılacağına ilişkin hükümler var ise onlar da bu şekilde bu suçun faili olabilirler.

Yasa koyucu, kamu görevlilerinin düzenli ve etkili bir şekilde görevlerini yerine getirmesi ve bu sayede bireylerin kamu idaresine olan güvenini korumak istiyor. İkinci korunan hukuksal değer, kişilerin mağduriyeti, kamu zararı ve kişilere haksız menfaat sağlanması bir netice olarak önlenmesidir. Kamu idaresinin zarara uğramaması şeklinde ekonomik değerler korunduğu gibi bireylerin de zarara uğramamaları sağlanmak istenmiştir. Yani hem kamusal menfaatler hem de bireylerin menfaatlerinin korunduğu söylenebilir.

Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları Nelerdir?

Görevi kötüye kullanma suçu, fail bakımından kamu görevlisi tarafından işlenebilen bir suçtur. Bu özelliği itibariyle özgü bir suç olduğu söylenir. Fail, kamu görevinde çalışan bir kişi değilse bu suçu işleyebileceğini söyleyemeyiz. Örnek olarak, vakıf üniversitelerinde çalışan öğretim üyeleri de bu suçun faili olabilirler, çünkü onlar da kamusal faaliyet gerçekleştiriyorlar. Özel şirkette çalışan bir kişinin bu suçu işleyebilmesi mümkün değildir. Ancak kendi mevzuatına göre kamu görevlisi gibi cezalandırılacağına ilişkin bir hüküm varsa bu suçtan cezalandırılabilmesi mümkün olabilecektir.

Mağdur açısından baktığımızda mağdur, kamu idaresi olabilir. Bunun dışında birden fazla korunan hukuksal değer olduğunu ve bireysel menfaatlerin de korunduğunu söylemiştik. Dolayısıyla bireyler de bu suçun mağduru olabilirler.

Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Maddi Konusu

Suçun maddi konusu, maddeye baktığımızda “görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi cezalandırılır” hükmünden hareketle net olarak söylenemez. Doktrinde tartışmalar vardır. Bir görüşe göre maddi konu kamu görevidir. Diğer bir görüşe göre somut olayda faalin hareketinin kimin veya neyin üzerinde gerçekleşiceğine göre maddi konu değişecektir. Örnek olarak, kamu görevlisi olan akademisyenin, öğrenciyi sınava almaması olayında maddi konu öğrenci olan kişi olacaktır. Görev neye ilişkinse, ne üzerinde görev kötüye kullanılmışsa maddi konu da ona göre değişiklik gösterecektir.

Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Hukuki Niteliği

Görevi kötüye kullanma suçunda birden fazla suç tipi olduğunu söyleyebiliriz. Birinci fıkra ayrı, ikinci fıkra ayrı bir suçtur. Birinci fıkra icrai bir hareketle işlenilmesi durumunu, ikinci fıkra ise ihmali hareketle ya da gecikmeli olarak işlenmesi durumunu düzenlemiştir. Hareketler ve cezanın miktarı bakımından bir fark vardır. Onun dışında hiçbir fark yoktur. Yasa koyucu ihmalen yapılmasını daha az ceza ile cezalandırmaktadır. Maddenin bir diğer özelliği ise genel, tali nitelikte suç tipleri düzenlemesidir. Her iki fıkra açısından da “kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında” denmesiyle yardımcı nitelikte olduğunu anlıyoruz.

Görevi Kötüye Kullanma Suçunda Hareket Unsuru

Hareket bakımından farklılık olduğu için iki fıkra açısından farklı inceleme yapacağız. Her iki suç tipi açısından da bir ön şart vardır. Bu, failin görevli ve yetkili olması gerekliliğidir. Bu görev ve yetkinin başka mevzuatlarda düzenlenmiş olması da mümkündür. Bu nedenle bütün idari düzenlemelere bakarak karar vermek gerekiyor. Aynı şekilde amirin emri ve idari usul ve teamüller de bu görev veya yetkiyi yüklemiş olabilir. Birinci fıkradaki suç bakımından icrai hareketle işlenebilen bir suçtur. Maddede “görevin gereğine aykırılık” diyor. Göreve ilişkin gereğine aykırılığı tanımlamak için yasada hareketler tek tek sayılmamıştır. Birinci fıkra serbest hareketli bit suçtur.

İkinci fıkra ise seçimlik hareketli olarak düzenlenmiştir. Buna göre görevin gereklerini yapmamak veya gecikmeli olarak yapmak şeklinde düzenlenmiştir. Burada, birinci fıkradaki hareketten farklı olarak pasif bir hareket vardır. Gecikmeli olarak yerine getirmek için illa bir sürenin belirlenmesi şart değildir. Yasa, mevzuat bir süre öngörmüşse o süreyi geçirmek ihmalidir; ancak bir süre belirlenmemişse, makul bir süre içerisinde yerine getirilip getirilmediğine göre değerlendirmek gerekir. Makul bir sürenin, somut olaya ve görevin niteliğine göre belirlenmesi gerekir.

Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Neticesi

Suçun neticesi bakımından doktrinde bir tartışma vardır. Maddede belirtilen “kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlama” suçun neticesi mi yoksa objektif cezalandırma şartı mıdır bu konuda tartışma vardır. Objektif cezalandırma şartı, failin bilip istemesinin gerekmediği şartlara denir. Birtakım görüşler failin görevin gereğine aykırı hareket etmek veya ihmal suretiyle kişilerin mağduriyetine, kamunun zararına bilerek ve isteyerek neticelerin gerçekleşmesi durumunda bu suçun cezalandırılacağına ilişkin olduğunu ileri sürer. Diğer bir görüşe göre ise, objektif cezalandırma şartıdır yani istemese bile cezalandırılacağını öne sürenler vardır. 2012’de yapılan değişiklikle bunun objektif cezalandırma şartı olduğu şeklinde bir açıklama getirilmiştir. Yargıtay içtihadı da ağırlık olarak objektif cezalandırma şartı olduğu yönündedir.

Kişilerin mağduriyetinden anladığımız, her türlü maddi ve manevi zararlardır. Bir haksızlığa uğramış, bir hak ihlali söz konusuysa mağduriyetten bahsetmek mümkündür.

Kamunun zararına neden olma sonucundan anladığımız ise maddi bir zarardır; kamunun manevi bir zarara uğraması, itibarının, güvenilirliğinin zedelenmesi söz konusu değildir. Maddi bir zarar olduğu belli olmalıdır; ancak suçun oluşması için maddi zararın niceliğinin belirli olması şart değildir.

Kişilere haksız menfaat sağlama konusunda doktrinde görüş ayrılıkları vardır. Buradaki “kişiler” 3.kişiler midir yoksa kamu görevlisini de kapsar mı? Kamu görevlisi yetkisini kötüye kullanarak kendisine haksız menfaat sağlarsa bu suç oluşacak mıdır? Korunan hukuksal menfaate bakmamız gerekir. Yasa koyucunun amacı kamu idaresini korumaktır. Bu nedenle kendisine veya 3.kişilere yarar sağlaması arasında fark yoktur. Buradaki menfaat haksız olmalıdır, ekonomik veya manevi bir menfaat olabilir.

Nedensellik bağı bakımından bahsettiğimiz neticelerle görevin gereğine aykırılık arasında nedensellik bağı aranmaktadır. Bunların objektif cezalandırma şartı olduğu savunan yazarlar da hareket ile netice arasında nedensellik bağı olması gerektiğini savunmaktadırlar.

Suçun Manevi Unsuru

Manevi unsura baktığımızda kasten işlenen bir suçtur, taksirle işlenemez. İhmal bakımından taksirle karıştırılabilir. Kasten ihmal edilmesi gerekir, dikkatsizlikle, özensizlikle bu suçların işlenmesi mümkün değildir. Görevi kötüye kullanma suçu, olası kastla işlenebilir. Öngörülen neticeler bakımından failin umursamazlığı, bu neticeleri göze alması olası kastla bu suçların işlenebileceğini gösterebilir.

Hukuka Aykırılık Unsuru

Hukuka aykırılık açısından baktığımızda ilgilinin rızasının hukuka uygunluk sebebini oluşturmadığını söylemek gerekir. Meşru savunmanın hukuka uygunluk sebebi ise imkansız değil ancak gerçekleşmesi çok zor bir durumdur.

Suçun Özel Görünüş Biçimleri

Suçların içtimai bakımından bu suç zincirleme şekilde işlenebilir. Birden fazla işlenmesi durumunda daha ağır ama tek bir hüküm verilmesini öngören 43.madde hükmü uygulanacaktır. Önemli olan değişik zamanlarda aynı suçun birden fazla kez işlenmesidir. Türk Ceza Kanunu’nun 257.maddenin 1.ve 2.fıkrası ayrı suç tipleri olarak nitelendirilir. Bu nedenle bir hareket icrai şekilde işlenmiş ve diğer hareket ihmali ise zincirleme suç kurallarının uygulanması mümkün değildir. Çünkü zincirleme suçta aynı suç tipi olması gerekir. Yargıtay ise bu hususta, aynı suç tipi olarak kabul ettiğinden zincirleme suç hükümlerini uyguluyor. Bu hususu, belgede sahtecilik suçları açısından görmek mümkün. Gerçek içtima kurallarının uygulanması gerekirken Yargıtay zincirleme suç olarak uyguluyor.

Nihayetinde, görevi kötüye kullanma sıçına baktığımızda cezasının nispeten az olduğunu görüyoruz. Kamu görevlisi için adeta bir cezasızlık hükmüdür. Kamu görevlilerin daha az cezalandırılması için başvurulan bir hükümdür.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir