İcra ve İflas Arasındaki Farklar | İcra İflas Farkı

Hukuka Dair Her Şey

İcra ve İflas Arasındaki Farklar | İcra İflas Farkı

Ocak 4, 2021 İcra İflas Hukuku 0

İcra ve iflas arasındaki farklar konusunda öncelikle İcra ve İflas Kanunu’muzun icra ve iflas kitaplarından meydana geldiğini söylemek gerekir. Bu doğrultuda, makalemizde icra ve iflas arasındaki farkların neler olduğunu aşağıda açıklayacağız.

İcra ve iflas arasındaki farklar ile ilgili olarak icra ve iflas kanununa doğrudan ulaşmak için tıklayınız.

İcra ve iflas arasındaki farklar
İcra ve iflas arasındaki farklar

İcra Hakkında Genel Bilgi

İcra ve iflas arasındaki farklar konusunda öncelikli olarak icra kurumunun malvarlığının tümüne yönelik olmadığını, münferit bazı kalemlere yönelik olduğunu söylemek gerekir. Bu, icra yolunun takip edilmesi durumunda alacaklının alacağı karşılayacak kadar malın takip edilmesi gerektiği anlamına gelir. Örnek vermek gerekirse, somut olayda alacaklının alacağı 10.000 TL olsun. Dosya borçlusunun malvarlığı değeri ise 100.000 TL olsun. Böylesi bir durumda borçlunun sadece 10.000 TL’lik malına takip yapılması ve sonucunda haczi mümkündür. İcra yolunda borçlunun münferit malları takip edilir, hacze yetecek malları aksine borçlunun bütün malvarlığının icra yolu ile takip edilmesi mümkün değildir. Hemen söylemek gerekir ki, borçlunun borcu tam olarak kendi malvarlığı kadarsa bu durumda icra doğal olarak borçlunun tüm malvarlığına yönelik olarak kurulacaktır.

İflas Hakkında Genel Bilgi

İflâs durumunda ise bir masa oluşturulur. İflâs davası bakımından kesin yetkili ve görevli olan mahkeme ticaret mahkemesidir. Ticaret mahkemesinde iflâs davasını açtığımızda, mahkemeden bir karar almamız gerekmektedir. Eğer ki şartlar varsa ticaret mahkemesi zaten iflâs kararını verecektir ve bu aşamadan sonra iflâs eden borçlunun ismi artık müflis olarak anılacaktır. İflâs kararı verildiği an borçlu müflis olacaktır. İflâs kararında tarihin yanı sıra, saat ve dakikanın da yazılması gerekmektedir. Müflisin malvarlığı 100.000 TL bile olsa, yani borçtan fazla bile olsa, tüm malvarlığı bir iflas masasına dahil olacaktır. İflâs açıldığında müflisin tüm malvarlığı iflas masasında toplanacaktır. İflâsta borçlu tüm malvarlığı ile sorumludur. İcrada ise borçlu alacak miktarını karşılayacak kadar malvarlığı ile sorumludur. Alacak miktarına takip masraflarının da dâhil olduğunu unutmamak gerekmektedir.

İcra ve iflas arasındaki farklar
İcra ve iflas arasındaki farklar

İcra ve iflas Arasındaki Farklar

İcrada alacaklı takibini münferit olarak yapmaktadır. Alacaklının birden fazla olduğunu düşünelim. Bu durumda her bir alacaklı birbirinden bağımsız ve etkilenmeden icra takibini, icra dairesine gidip, haciz koydurarak yapabilir. Bu takipten diğer alacaklıların etkilenmesi söz konusu değildir. İcra takibinde borçlunun birden fazla alacaklısı olsa bile icra takibi başladığında tek bir alacaklı yapmışsa yine sonunda da bir alacaklının tatmin edilmesi gerekmektedir. İcra takibine bu durumdan dolayı cüz’î takip denmektedir. İcra takibi borçlunun tüm malvarlığına yönelik değil, sadece alacak miktarını karşılayacak kadar olan malvarlığına yöneliktir.

İflâsa ise küllî takip denmektedir. Örneğin, aynı kişiden üç farklı kişinin alacaklı olduğunu düşünelim. (A1) iflâs yolu takip yapmak istiyor ve fakat diğer iki alacaklı (A2) ve (A3) biraz daha beklemek taraftarıdır. (A1) iflâs takibine başvurduktan sonra ticaret mahkemesinde dava ilerlerken, mahkeme diğer alacaklıları huzuruna davet edecektir. Yani ticaret mahkemesi (A2) ve (A3)’e “Siz takip yapmak istemiyorsunuz ama sizin borcunuza karşılık başka bir alacaklı takip başlattı. Bundan dolayı da siz de bir gelin bakalım!” diyecektir.

İflâs kararı verildiğinde her ne kadar diğer alacaklılar takibe katılmasalar bile, karar ile birlikte diğer alacaklılar da artık takibe katılmış olacaklardır. Böylece (A1)’in iflâs takibi başlatması ve mahkeme tarafından karar verilmesi ile birlikte artık diğer alacaklılarda iflâs alacaklısı sıfatını kazanmış olacaklardır. Bu durum diğer alacaklıların ihtiyarında değildir. İflâs takibindeki küllîlik hem malvarlığına yönelik bir küllîlik hem de alacaklar bakımından (istekli ya da isteksiz) bir küllîliktir. Her iflâs alacaklısı iflâs açıldıktan sonra masaya alacağını yazdırmak zorundadır.

İcra takibinin herkese karşı yapılması mümkündür. İcra takibinin kişisel bir sınırlaması yoktur. İflâs takibinin Türk Hukuku’nda kişisel bir sınırlaması vardır. Türk Hukuku’nda tüketicilerin iflâs etmesi (konkordato istisnası dışında) mümkün değildir. Borçluya karşı iflâs takibi başlatabilmemiz için borçlumuzun iflâsa tâbi bir kişi olması gerekmektedir. Borçlumuz iflâsa tâbi bir kişi değilse, borçlumuza karşı iflâs takibinde bulunmamız da mümkün değildir. İflâs etmek için borçlunun malvarlığının borcundan daha az olmasına gerek yoktur. Borçlunun malvarlığı bir milyon TL ve total borcu da yüz bin TL olsa dahi yine de borçlunun iflâs etmesi mümkündür.

 İflâs takibini tek bir alacaklı başlatabilir. Fakat iflâs açıldıktan sonra diğer alacaklılar da takibe dâhil oluyorlar ve iflâs alacaklısı olarak anılıyorlar. İflâs alacaklılarının hepsi, alacaklarını masaya yazdırmak zorundadırlar. Alacaklı iflâs takibini kendisi başlatmamış olsa bile, iflâs kararı verildiğinde yani iflâs açıldığında artık iflâs idaresine gidip ne kadar bir alacağı olduğunu beyan etmek zorundadırlar. Uygulamada çoğunlukla masadaki malvarlığı alacaklıların hepsini tatmin etmeye yetmemektedir. Bundan dolayı alacaklıların hepsini eşit oranda tatmin etmemiz gerekmektedir.

İflası başlatan kişi (A1) dahi olsa, (A2), (A3) arasında ve diğer alacaklılar arasında herhangi bir öncelik ya da imtiyaz söz konusu değildir. İflâs takibinde, tasfiye sonunda alacaklılar ya da alacaklar arasında eşitlik ilkesi uygulanacaktır. İflâs takibini başlatan alacaklının herhangi bir avantajı yoktur. İcra takibini hangi alacaklı önce başlatırsa o alacaklı avantajlı durumda olacaktır.

 İflâs takibi yapılabilmesi için alacağın adi bir alacak ya da ticari bir alacak olması arasında herhangi bir fark yoktur. İflâs takibinin gerçekleştirilebilir olması için borcun kaynağının herhangi bir önemi yoktur.

Herkes icra takibinin konusunu oluşturabilir. İcra takibinin yapılabilmesi için kişinin özel bir sıfatı haiz olmasına gerek yoktur. İcra takibi cüz’î bir takiptir. İcra takibinde sadece borç miktarı kadar malvarlığının takip edilmesi mümkündür. İcra takibinin konusu alacak miktarıdır. İcra takibi ile ulaşmak istediğimiz hedef borçlunun malvarlığını haczetmek ve satmaktadır. İcra takibinin odak noktası borçlunun şahsı değildir. İcra takibi sonucunda borçluya kişisel bir yaptırım uygulamamız mümkün değildir.

 Anayasa Mahkemesi içtihadına göre kimse borcu için özgürlüğünden alıkonulamaz. İcra takibi sonucunda borçluya “Ey borçlu artık haciz aşamasına geldik, bize malvarlığı beyanında bulunman gerekmekte!” denilecektir. Borçlu belirtilen süre içerisinde mal beyanında bulunmazsa ya da eksik mal beyanında bulunursa, hapisle tazyikin uygulanması mümkündür. Hapisle tazyik Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla çelişmemektedir. Çünkü hapis cezası, borcun ödenmemesi durumunda verilemez ve fakat mal beyanında bulunmayan bir kişiye karşı hapisle tazyik uygulanabilir. Zaten hapisle tazyik, klasik anlamda öğrendiğimiz ceza hukuku yaptırımları arasında yer almamaktadır. Borçlu mal beyanında bulunduğu an artık tazyikin kaldırılması gerekmektedir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir